Kayıtlar

Yahudi Soykırımı-Holokost ve Türkiye....

Resim
2.Dünya Savaşı sırasında gerçekleşen ve 6 milyon (kaynaklara göre ölü sayısı değiliyor) Yahudi'nin ölümüne neden olan Nazilerin vahşice uyguladığı soykırımı bilmeyeniniz yoktur. Bu soykırıma Holokost da deniliyor. İşte bununla ilgili Türkiye'nin ne kadar tuhaf bir politika izlediğine kısaca değineceğim.Tuhaf çünkü o dönemlerde Yahudilere yönelik koruyucu-kollamacı tutumlar çok istisnai. İncelemeler devletin resmi politikasının Yahudileri vatandaşlıktan çıkarıp kendi kaderlerine terk edildiklerini gösteriyor. Kimileri bunun Alman baskısıyla yapıldığını söylese de kayıtlar aksini ispat ediyor. Mesela Holokost dönemlerinde Avrupa'da (katliamın uygulandığı bölgelerde) 20-25 hatta 30 bin kadar Türkiyeli Yahudi yaşıyordu (mecburen). Fransa'da ve Belçika'da yaşayan Yahudilerin çoğunluğu oralı değillerdi. Belçika'da yaşayanların %90'ı Belçikalı değildi, Fransa'da yaşayanların ise yaklaşık %50'si. Naziler iktidara geldikten sonra uyguladıkları antisemit p...

Beynimizin Yüzde 10'unu Değil, Tamamını Kullanıyoruz!

Resim
Rastgele seçtiğiniz bir grup insana, beyin hakkında ne bildiklerini soracak olursanız, en sık karşılaşacağınız yanıt muhtemelen beyin kapasitemizin ancak %10'unu kullandığımız olacaktır. Bu inanış, dünyanın dört bir yanındaki nörobilimcilerin acı içinde kıvranmalarına neden oluyor. %10 efsanesi 100 yıldan uzun bir süre önce ABD'de filizlendi ve şimdilerde ülkeler nüfusunun yarısı buna inanıyor. Oysa beyin üzerinde çalışmalar yürüten bilimciler için bu fikir tamamen saçmalık; beyin son derece etkin bir cihaz ve görünüşe bakılırsa hemen hemen tümüne de ihtiyaç duyuluyor. Zamana bunca süredir direnmesi belki de verdiği iyimser mesaj yüzündendir. "Eğer normalde beyinlerimizin sadece %10'luk kısmını kullanıyorsak, kalan %90'ın ufak bir kısmını olsun kullanabilirsek yapabileceklerimizi bir düşünsenize!" Ve insanların hepsi beyin kapasitesinin tamamını kullanabilme yeteneğine sahipse "aptallarla" değil, beyinlerini yeterince kullanmayı öğrenmemiş bir gr...

Tek ısırık=20 ölü yetişkin erkek! Okyanusun ölümcül hayvanları-2- Yeşil Deniz Yılanı

Resim
Yeşil deniz yılanı, okyanustaki en zehirli yılanlardan biri. Tek bir ısırığı, 20 yetişkin erkeği öldürebilecek güçte. Zehirli bir karışım salgılayan küçük ve delikli dişlerle donatılmış... Nörotoksinler avının sinir sinyallerini bozarken miyotoksinler de kalp kasını tahrip ediyor. Bu iki durum bir araya gelerek solunum felciyle hızlı bir ölüm meydana getiriyor. Zehirini aynı zamanda 45 metreye varan derinliklerde yakaladığı avlarını sindirmekte de kullanıyor. Ama genellikle sığ mercan resiflerinde avlanıyor. Kuzey Avustralya ve Güney Yeni Gine'nin tropik sularında bulunuyor. Mercan labirentine sığınan balıkları keskin koku duyusuyla bularak hem gece hem de gündüz avlanabiliyor. Ama avlanmak için gizli bir silahı daha var: kuyruğunda bulunan ve balık pullarından yansıyan ışıklara duyarlı sinir hücreleri. Bu sinir hücreleri, iki metrelik gövdesinin iki ucunda da gözlerinin olması gibi bir şey. Ayrıca yılanın kuyruğu palet görevi de görüyor. Suyun içinde bir insanın yüzebileceğinden...

Toxoplasma gondii: bu parazit intihara neden olabiliyor!!

Resim
Şimdi size bir parazitten bahsedeceğim... Pek çok kişide bulunan ve zararsız olduğu düşünülen bir parazitten. Aslında bu parazit düşünüldüğü kadar masum değil çünkü beyinde intihar girişimlerine nede olabilecek değişikliklere sebep olabiliyor. Parazitin ismi Toxoplasma gondii (T.gondii). T.gondii ilk konakçısı olan kedilerde çoğalabilen ve hücrelerde bulunan bir parazit türü. İnsana özellikle parazit yumurtalarının bulaştığı besinlerin ya da suyun, az pişmiş et ya da diğer yiyeceklerin tüketilmesiyle geçiyor. ABD'deki kişilerin %10-20'sinin vücutlarında T.gondii bulunuyor. Araştırmacılar parazitin zamanla beyne zarar verebilecek zararlı metabolitler ürettiğini, bunun da yangıya neden olduğunu belirtiyor. (Beyin yangısında hastanın bilinci bulanmıştır; bazen anormal davranışlar görülür. Beyin zarları (meninksler) da yangılanmışsa yani menenjit varsa aşırı baş ağrısı, boyun sertliği, ışığa bakamama (fotofobi) görülür. Hastada koma, istek dışı çırpınmalar, kasılmalar, saçmalam...

Dokunursan Ölürsün!! Okyanusun Ölümcül Hayvanları-1- Ateş kestanesi

Resim
Ateş Kestanesi... Sadece birkaç santim çapında. Bir beyzbol topundan daha küçük. Ama gözalıcı güzelliği  ve küçük boyu, ölümcüllüğünü gizliyor. Ateş kestanesi zehrini iki şekilde veriyor: her iki dikenin ucunda bulunan kese, kuvvetli zehirlerle dolu. Diken ete girdiğinde kese yırtılıyor ve zehri doğrudan yaraya bırakıyor. Batması korkunç bir acı veriyor. Felce ve hatta ölüme bile neden olabiliyor. Ama deniz kestanesinin başka gizli silahları da var. Yüzlerce küçük çene... Her çenenin ucu deriye saplanabilen diş benzeri parçalarla donatılmış. Temas anında bu çeneler birden kapanıyor ve sinir sistemini çökerten bir zehir salgılıyor. Ateş kestanesine dokunan bir dalgıç hareket edemeyecek ve nefes alamayacak hale gelebiliyor. Bu da boğularak ölmesine neden oluyor. Ateş kestanesi hayatını tropik resiflerin sığ sularında, Güneydoğu Asya'dan Hint-Pasifik adalarına ve Avustralya'nın kuzey sahillerine kadar uzanan alanda geçiyor. Deniz kestanesi sokması için bir panzehir yok. Bu ufa...

10 km yükseklikte 250 km hızla esen jet rüzgarları!

Resim
Bu yazımda jet rüzgarları hakkında biraz bilgi vereceğim. Jet rüzgarı nedir? Jet rüzgarları esmese ne olur? Bize faydaları ve zararları nelerdir bunları irdeleyeceğiz. Tabii bunu Bilim ve Teknik Dergisi 2012 Ağustos sayısındaki Kadir Demircan’ın yazısından faydalanarak hazırladığım özetle yapacağım. Bir nehir gibi Dünya’nın çevresinde batıdan doğuya doğru ortalama 250 km hızla esen hava akımlarına jet akıntısı adı veriliyor. Bu hız neredeyse yarış otomobillerinin hızına denktir. Jet akıntıları, atmosferin 8-12 km yükseklikteki troposfer, ve stratosfer tabakalarının sınırında oluşuyor. Troposferde yükseklikle beraber sıcaklık düşerken stratosferde bunun tersi olur. Yani yükseklikle beraber sıcaklık artar. Akıntıların buradaki sıcaklık farkı nedeniyle oluştuğu düşünülüyor.   Hava nehirlerinin sırları henüz tam olarak ortaya çıkarılamadı. Okulda şöyle öğrenmiştik; atmosfer Dünya’nın çevresini sarmalayan bir gaz tabakasıdır. Yaklaşık %78’i azottan, %20,5’i oksijenden, %0,93’ü...

Işık saçan canlılar: Biyolojik Işıldama

Resim
Bu yazımda size Bilim ve Teknik Dergisi Ağustos 2012 sayısında çok beğendiğim bir yazıyı aktaracağım. Daha doğrusu araştırma yazısından çıkarttığım özeti sizinle paylaşacağım. Keyifli okumalar. Her ne kadar bizler kendi ışığımızı kendi bedenimizde üretemesek de bazı canlılar ‘biyolüminesans’ denilen bir kimyasal tepkime sonucunda kendi ışıklarını üretip, yayıyorlar. Ateş böcekleri, ışıldayan larvalar yani kurtçuklar, fener balığı, bazı denizanaları, ahtapotlar, mürekkep balıkları, mercanlar, bazı mantarlar ve mikro organizmalar bu tür ışık yayan canlılara örnektir. Peki, bu canlılar kendi ışıklarını nasıl üretip yayıyor? Çoğunuzun bildiği gibi kimyasal enerji ısı olarak açığa çıkabilir. Mesela bizlerde yediğimiz besinler vücut ısısına dönüşür. Ama biyolüminesan canlılarda kimyasal enerji ışık olarak açığa çıkıyor yani biyolüminesans kimyasal tepkime sonucu oluşan ışıldamanın canlılar tarafından oluşturulan bir çeşidi, dışarıdan UV ışık kaynağına gerek duymadan kendiliğinden ışık üre...